7 Haziran 2024 Cuma
Güzel Bir Cuma Akşamı
Güzel Bir 7 Haziran Sabahı Dostlara Selamlar
Dostlarım, benlikten kurtulmalıyız, bizim en önemli manevi problemimiz bu... Sizin başka da olabilir bu da olabilir... :) Eğer benden bahsetmekten vazgeçer de sen, o, biz, siz ve onlar, hepimiz, herkes dersek, herkesin dertlerine ve sorunlarına eğilirsek, öyle inanıyorum ki büyük bir manevi mesafe katederiz... :)
Eğer benlik merkezli gidersek, menzilimiz çok dar olur... :) Hakk'ın menzillerinde fazla mesafe katedemeyiz... :) Bunun altını çizmek gerek... En çok buna dikkat etmeli!
Dost Hüdavendigar da öyle demiş, insanlara karıl ve benlikten çık demiş... İşte şiiri:
“Subhânallâhi ve’l-hâmdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhu ekber ve lâ hâvle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm.”
Anlamı:
“Allah eksik sıfatlardan münezzehtir. Hamd Allah’adır. Allah’tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Allah’tan başkasında güç ve kudret yoktur.”
Güzel Bir 7 Haziran Gecesi Dostlarıma İki Çift Laf
Dostlarım herkese iyi geceler,
Bir şey keşfettim. Ne zaman 150 mg kullansam çok uyuyorum, psikotik durumları dengelemek için... Ne zaman 200 mg kullansam fazla uykuya gerek kalmıyor ancak zaman zaman baş ağrısı yapabiliyor... Ben de bu gece 00.00'dan belki de az sonra bir çeyrek mg daha ilaç aldım ve beynim inanılmaz rahatladı.. Yaklaşık 225 mg etti bu dozla... :) O bakımdan arada fazlalaştırıyoruz... :) Aslında dostlarım anladığım kadarıyla hala 150 mg az geliyor... Ben uykuya pek yenilmek istemiyorum, başım ağrısın da istemiyorum... Her gün 200 mg kullanırsam başım ağrıdığına göre, her gün 150 kullanırsam da az gelip çok uyuduğuma göre, 175 mg veya zaman zaman da 200 mg'da karar etmeliyim gibi... :) Dünya varmış dedim şu ilacımı içince... Bana bu ilacı Ankara'daki Prosfesör Erdal Hocam yazmıştı... İlacın adı Solian 200 mg'lık doz... Şu aralar benim için en iyi doz 175 mg gibi haftaya yayarsak son dönemi... :) Tüm manik ya da hipomanik psikozvari durumlar çekenlere çok iyi gelebilir... Tabii ben psikiyatrist değilim ama bu ilaç bana mükemmel geliyor eğer eksik ya da fazla doz kullanmazsak... :) Rab'bime bin şükür... :) Hocam yazdığı zaman 5 -6 sene önce 600 mg yazmıştı... :) Epey iyileştik çok şükür... :) Vesveseler ve sanrılar dindi çok şükür genellikle... :) Daha da iyi olacağız inşallah bana eski doktorum Erdal Işık Hocam öyle demişti, iyi olacaksın evladım demişti... Özel doktordu ama nokta atışı yaptı adam, 10 numara psikiyatrist... :) Ve güzel olanı şu ki dostlarım bir lisans bir yüksek lisans bitirdim işletme bölümlerini Kocaeli Üniversitesi'nde, öncesinde Boğaziçi Fizik Bölümü'nde hastalandım... Orada da birinci sınıf derslerinin hepsini verdim ve ikinci sınıftan da 3 adet ders vermiştim, hazırlığı da 2 senede geçmiştim... :) Yani 6 sene öğrencisi oldum ve bunun 4 buçuk senesi aktif öğrencilik. (Hazırlığa sadece 1 dönem gittim 3 dönem gitmedim desem yeridir..) Dostlar normalde hazırlık + fakülte 5 sene normali, biz hazırlık + 1. sınıf + 2. sınıfın çeyreği kadar gelebilmişiz... Derslerdeki başarısızlık, okula fazla uyum sağlayamamam, yalnızlık, platonik aşk ve bilgisayarıma hacker girmesi ve aşağılanma gibi durumlarla karşılaşmıştım... Epey zor günler geçirdim ve Rab'bim beni düzeltiyor ve bana hikmeti öğretiyor... :) O güzeller sultanı Mevla'ya bin şükür... Dostlar ilaçların yan etkileri var diye kesmek doğru değil, yavaş yavaş azaltılmalı... Keserseniz doğru ilacı işleri berbat edersiniz... Beyin bu belki de en önemli organ... :) Bunlardan haricen şimdilerde de Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uzaktan Bilgisayar Mühendisliği okuyorum ve Anadolu Üniversitesi'nde de açık öğretimden aşçılık okuyorum ve nasipse önümüzdeki dönem de siber güvenlik yüksek lisansı yapmayı düşünüyorum... Belki Boğaziçi'ne de bir gün döneceğim ancak sadece sınavdan sınava ve labden laba... O da yarım kalan hikayeyi tamamlamak için... Biraz daha iyileşmek için ve 3 tane de üniversiteye kayıtlı olduğumdan o zaman (yüksek lisans işletme, bilgisayar mühendisliği, aşçılık) son afla Boğaziçi'ne dönmedim... İyi ki de dönmemişim... :) Annem babam orada çalışma diyor yani EKPSS ile sakın yazma diyor, orası sana hiç iyi gelmedi diyor... :) Hem İstanbul'da hayat da pahalı, bir memur maaşının yarısı kiraya gider en az... :) Ve haklılar da... Onları dinleyeceğim... :) Sadece Kocaeli ve akabinde de Sakarya yazacağım yakın olduğu için, babam beni sabahları götürüp getirir... :) Ya da otobüsler var otogardan... :) En az 7 sene kadar daha devlette çalışıp erken emekliliğe ya da 60 yaşında emekliliğe hak kazanmalıyım dostlarım... :)
Fazla sıkıntı yaramaz dostlarım, eskiden çok bunaldığım anlar oldu ancak ömrümün bu dönemi çok huzurlu... Sadece biraz gelir(arada özel ders veriyorum, bir yıl 3 öğrencim oldu evlere de giderdim, bu son dönemse 1 öğrencim oldu ve bana gelirdi) doğru doz ilaç ve biraz da uyku düzenine ihtiyacım var... Sevgili, evlilik gibi şeyler iyileşmeye ve kısmete bakar... Ben rahatsızlığımın bilincinde olan bir hastayım ve her geçen gün iyileşiyorum... Yalnız doktorlarım dediler ki senin bu yardımcı ilaçların sıfırlanabilir ancak ben gene de 25 mg kadar kullanmak isterim çünkü bana mükemmel geliyor... Antidepresanın da kalkar ve iğnen de yarım doza düşer, yani ayda bir yarım doz iğneye düşersin gibi dediler ancak belki 20 30 senede demişlerdi... 7-8 sene önce demişlerse, antidepresanı yarım doz düştük 50 mg'a, onu çok kullanınca fazla çoşku yapmıştı ve dayım demişti ki ne veriyorsan verme hocam (babama) şuna fazla coşuyor... Depresyonda olmayan biri fazla antidepresan kullanırsa fazla coşku yapar dostlarım, bana doktor takıntılar ve moral olsun diye yazmıştı o ilacı, sonra yarısını gene Erdal Hocam düşmüştü, fazla coşku yaptı diye... :) Solian'ı da 600 mg'dan ortalama 175 mg'lara kadar düştük... :) Aylık iğneyi de Solian'ı epey düştükten sonra azaltacaklarmış doktorlar... :) Bir anda fazla düşmek doğru değil dostlarım, aşırı doz kullanmak da yan etki yapar... En ideal dozu inşallah hastalar doktorlarıyla bulurlar ve tüm dertleri şifa bulur inşallah... Rab'bim dermansız dert vermesin... :) Ne güzel Mevla'mız var... :)
Herkesin derdi var dostlarım, kiminin parası çoktur ama başka türlü dertleri vardır... Kiminin bizim gibi hastalık, kiminin fakirlik derdi vardır, -benim gelirim pek olmasa da fakir de değiliz çok şükür, annem babam emekli insanlar ve biraz birikim de yapmışlar...- :)) Ama pek çok vatandaşımız gibi bizim de biraz yoksulluk derdimiz var, yok desek yalan olur... Epey idareliyiz... :) Kiminin de aşk derdi, kiminin bambaşka dertleri vardır... Sadece bu kadarla sınırlı değil dertler elbette... :) Ben derdimden de hoşum halimden de... :) Şu Ekpss ile atanırsak ve hafif de bir işe başlarsak değmeyin keyfimize... :) Evden de babam üzerine bir oyun şirketi ve oyun yapımı, üzerine bir de siber güvenlikle ilgili eğitimler (yüksek lisans, kurslar, sertifikalar, vs.. )
Ancak bu eğitim işini de fazla abartmamalıyız belki de çünkü tarih falan da demiştik ama, fazla sıkabilir ve gereksiz olabilir o eğitimler bizim için... Pek çok kişi 1 alanın uzmanı... Biz ise bir çok alanda bilgi sahibi olmak istiyoruz tam uzmanlık (profesör, doçent, doktor) olmasa da... :) Ama dediğimiz gibi fazla da abartmamalı, bol bol kitap okumaya zaman kalsın... Hep üniversite de fazla gelebilir... Eski dersleri oturtmakta fayda var... Ne demiştik et tekrar-ı ahsen, velev kane yüz seksen... :)
Yani bize işletme, işletme yüksek, bilgisayar mühendisliği, aşçılık, siber güvenlik ve yarım kalan fizik bölümünü tamamlamak yeter de artar bile... :) Gerisi ekstra yük olur... Fazla açılmaya gerek yok gibi... Ya da sayısal alanlarda belki data science olabilir en fazla belki bir iki yüksek lisans daha... Ömür varsa yaşayıp göreceğiz dostlarım... Okumaya aşığım ben ve engelleri aşmaya da... :) EL AZİM... :) Belki de benim esmam bu... :) Tabi bunları iyileştikçe çalışarak yapacağız inşallah dostlarım, fazla zorlama yapmadan... Şimdi 2 üniversitede okuyorsak, ileride de 1 hafif iş, 1 üniversite olur ve sevdiğimiz işlerde de evden çalışırız... :) Şu oyun şirketini de kurarsak değmeyin keyfimize, bir de Elif'le tanışırsak N'olur Allah bilir... :)))) Elif'in gönlünde bir başkası olursa biz de mecburen başka bir Elif buluruz... Elif olmaz Zeynep olur misal... :)
Benim yerimde olan pek çok kişi okulu işi bırakıyor... Belki biraz daha ağır hastalar... Ancak bu hastalık beni kamçılıyor ve gerçekten çoğu zaman hiç rahatsızlık yok gibi eğer ilaçları düzenli alırsak... :)
Ve yine de dediğimiz gibi fazla stres bize yaramaz... Biraz stres kaldırabilirim, geçmişte epey yüksek stres kaldırdım ancak fazlası bana zarar veriyor... Rab rızıkları ta ezelden tayin etmiştir o yüzden hiç endişe etmeye gerek yok dostlarım. Çünkü ne demişler, rızkınız sizin onu aradığınızdan daha çok o sizi arıyor... :)
Rab cümlemize sağlık versin... Bu olursa gerisi teferruat... :)
6 Haziran 2024 Perşembe
Zaman Yolculuğu Geçmiş Şimdi ve Geleceğin Kısa Tarihi
Arkadaşlar bu kitaptan birazcık alıntılar yapacağım, zamanda yolculuk mevzusuna dikkatleri tekrar çekmek için diğer iki zamanda yolculuk kitabından yapmaya başladığım gibi... :) Altını çizmeye değer bulduğum yerleri sizlerle paylaşıyorum, bu post da inşallah zaman içinde devam edecektir okundukça ve altları çizildikçe... :)
--------------------------------------------------------------------------------------
Geometricilere göre dördüncü boyut, bilinen bütün yönlerle arasında doksan derecelik bir açı bulunan bilinmeyen bir doğrultuydu. Bunu gözünde canlandırabilen var mı? Bu, hangi yöndür? Daha fazla boyut bulunması gerektiği şeklindeki cebirsel olasılığı henüz 17. yüzyılda fark eden İngiliz matematikçi John Wallis, bunların, "Doğada bulunması, bir Kimera ya da Sentor bulmak kadar bile olası olmayan bir canavar olduğunu söyledi.
Not: Kimera: Eski hikayelerde aslan kafalı, keçi gövdeli, uzun kuyruklu, ateş kusan korkunç yaratık.
Sentor: Yunan mitolojisinde başı, göğsü ve kolları insan, geri kalanı at formunda olan yaratık.
Yine bilimsel spekülasyondan ilham alan Edgar Alan Poe, 1945'te şunları yazdı. "Hiçbir düşünce yok olamayacağı gibi, hiçbir eylem de sonsuza dek sonuçsuz kalmaz."
----------------------------------------------------------------------------------------
Zaman gezgini de "her şeyi gören bir gözlemci"dir:
Her şeyi gören bir gözlemci için unutulan bir geçmiş -varoluştan kalkmış görünen bir zaman parçası- veya henüz açığa çıkmamış boş bir gelecek yoktur. Her şeyi gören gözlemci, bütün şimdiyi algıladığı gibi, aynı zamanda, bütün geçmişi ve bütün kaçınılmaz geleceği de algılar. Hatta, şimdi, geçmiş ve gelecek, böyle bir gözlemci için anlamsız olacaktır: O her zaman tam olarak aynı şeyi algılayacaktır. O, adeta, uzay ve zamanı dolduran Değişmez bir Evren, her şeyin her zaman aynı olduğu bir evren görecektir.
"Eğer geçmişin bir anlamı varsa," diye devam eder, "o da belli bir yöne bakmaktır; ' gelecek' ise aksi yöne bakmak demektir."
Değişmez Evren bir hapishanedir. Özgür olduğunu söyleyebilecek tek kişi Zaman Gezgini'dir.
------------------------------------------------------------------------------------------
Evet dostlarım sayfa 21'e kadar geldik ve ilk bölümü bitirdik ve burayı daha önce de okumuştuk ve bir tekrar oldu... Şimdi çayımız kalmadığından bir kuşburnu yapalım kendimize... :)
------------------------------------------------------------------------------------------
Bedenin, hep şimdiki zamanda, geçmişle geleceği ayıran çizgide, hareket eder. Ama zihnin daha özgürdür. Düşünebilir; ve o anda şimdidedir. Hatırlayabilir; ve bir çırpıda geçmiştedir. Hayal edebilir; ve bir çırpıda gelecektedir, bütün olası geleceklerden hangisini isterse. Zihnin zamanda yolculuk edebilir! -Eric Frank Russell (1941)
ZAMAN YOLCULUĞUNUN, DAHA DOĞRUSU zaman yolculuğu kavramının ancak yüz yaşında olduğunu fark etmek ne tuhaf. Sözcük İngilizcede ilk 1914 yılında, Wells'in Zaman Gezgini'nden türetilerek kullanılır. Geleceğe yolculuk edilebilir mi? Gelecekte nasıl bir dünya var? Geçmişe yolculuk edilebilir mi; tarih değiştirilebilir mi? Nasıl olduysa insanlık bu soruları sormadan dört bin yıl geçirmeyi bir şekilde başardı. Bu sorular hiç doğmadı.
Eski zamanlarda insanlar için geçmişe ya da geleceğe gitmek çok çok uzaklarda titreşen zayıf bir ışıktan başka bir şey değildi. Zaman yolculuğu nadiren birilerinin aklına düşerdi. Repertuara dahil değildi. Uzamda yolculuk bile demiryolları döşenene kadar modern standartlara göre az ve yavaştı.
Ama biraz zorladığımızda, tartışmalı da olsa bazı erken zaman yolculuğu örnekleri, adı konmamış zaman yolculukları bulabiliyoruz. Örneğin, Hindu destanı Mahabharata'da Kakudmi adındaki karakter Brahma'yla tanışmak için göğe yükselir ve döndüğünde çağlar geçtiğini, tanıdığı herkesin ölmüş olduğunu görür. Eski zamanlardan bir Japon balıkçı olan Urashimo Taro da benzer bir kaderi paylaşır; geri dönüşü olmayan bir sıçrayışla evden çok uzağa, geleceğe gider. Keza, Rip Van Winkle'ın da uykusunda zaman yolculuğu yaptığı söylenebilir. Ayrıca, rüyada zaman yolculuğu, halüsinojenlerle zaman yolculuğu ve hipnotizmayla zaman yolculuğu da vardı. Bir de 19. yüzyıl edebiyatında şişeye konan mesajla yapılan zaman yolculuğu örneğinden bahsedilebilir: Yazarıysa, tarih satırında "'SKYLARK' BALONU, 1 NİSAN 2848" yazan ve hayali bir denizde yüzen "mantar tıpalı bir kavanozda" bulduğu "tuhaf görünümlü bir el yazması"nı anlatan Poe'den başkası değildir.
Bizler, atalarımızın sahip olmadığı bir zaman duygusuna ulaştık. Uzun zamandır yoldaydı. 1900 yılıyla birlikte, zaman ve tarihler konusunda bir öz-bilinç meşalesi yandı. 20. yüzyıl yeni bir güneş gibi yükseliyordu. "Zamanın karnından hiçbir yüzyıl çıkmadı ki gelişi gece yarısı ayinleri ve seküler festivallerin çok çok sekiz gün öncesinden kapı açacağı büyük beklentiyi, evrensel umudu yaratsın," diye yazdı Philedelphia Press'in başmakale yazarı.
Zaman Makinesi tek yöne bakmaktadır: ileri. Aslında kol geri çekildiğinde geçmişe gidebilmektedir, ama Zaman Gezgini geçmişe gitmekle hiç ilgilenmez. İyi de oldu, diyor Zangwill. Düşünün ne zorluklar çıkardı. Geçmişimizde araya kaynak yapmış bir Zaman Gezgini yoktu. İçinde bir Zaman Gezgininin bulunduğu bir geçmiş farklı bir geçmiş olur, yeni bir geçmiş. Bunlar kelimelere dökülmesi kolay şeyler değildi:
Geçmişe gitseydi, kendisi ve yeni icat ettiği makinesi belirdiğinde, ex hypothesi [teorik olarak] gerçeğe uymayan bir Geçmiş üretmiş olacaktı.
Bir de kendisiyle karşılaşma meselesi var. Bunu ilk fark eden Zangwill'dir ama sonuncu olmayacaktır:
Kendi eski hayatına girmiş olsa, aynı anda, farklı yaşlarda, iki kişi olarak var olacaktı; Sir Boyle Roche'u bile zorlayacak bir marifet. :)
(Zangwill'in okurları Roche'u "Sayın Bay Sözcü, aynı anda iki yerde birden bulunamam, tabii kuş değilsem, " demiş olan İrlandalı bir siyasetçi olarak hatırlayacaktır.
Kitap eleştirmenleri geldi geçti ve kısa süre sonra filozoflar oyuna dahil oldu. Zaman yolculuğunu, laternacıdan gözlerini alamayan orkestra şefininkine benzer bir mahcubiyetle dikkate aldılar. "Çağdaş kurgudan önemsiz bir örnek," dedi Columbia Üniversitesi'nden Profesör Walter Pitkin 1914'te Journal of Philosophy'de yazarken. Bilimde -zamanın ölçülebilir ve t olarak bilinen mutlak bir nicelik olduğu alemde- bir şeyler uyanıyordu ve filozoflar huzursuzdu. Yeni yüzyılın ilk yıllarında, zaman konusuyla ilgilenmeye başladıklarında, içlerinde başı çeken biri vardı: genç Fransız Henri Bergson. ABD'de, aksi halde "psikolojinin babası" olma şanıyla yetinecek olan William James, Bergson'la yeniden canlandı. "Eserlerini okumak beni cesur yaptı," dedi James 1909'da. "Bergson okumasaydım, asla bir araya gelemeyecek iki ucu birleştirme umuduyla bitmez tükenmez sayfalar karalamaya devam edecektim." (Ayrıca, "İtiraf etmeliyim, Bergson öylesine özgün ki, çoğu fikri beni bütünüyle şaşkına çeviriyor," diye de ekledi.)
Bergson, boş, homojen bir ortamı ifade eden uzay zaman kavramının -Newton'un mutlak uzayının- ne kadar yapay olduğunu hatırlamamızı ister. Bu, insan zekasının bir yaratımı, diye kaydeder: "İnsan, niteliksiz bir uzayı algılamasını ya da anlamasını mümkün kılan özel bir yeteneğe sahiptir de denebilir." Hesaplama yaparken bilim insanları bu soyut uzay boşluğunu faydalı bulabilir, ama onu gerçeklikle karıştırma hatasına düşmemeliyiz. Zaman söz konusu olduğunda bu daha da önemli hale gelir. Mekanik saatlerle zamanı ölçerken, zamanın grafikte bir eksen olduğu şemalar çizerken, zamanı uzayın başka bir versiyonu olarak hayal etme tuzağına düşebiliriz. Bergson'a göre, t ile gösterilen zaman, fizikçilerin saatlere, dakikalara ve saniyelere böldüğü zaman, felsefeyi bir hapishaneye çevirmiştir. O, değişmez olanı, mutlak olanı, ebedi olanı reddeder. Akışı, süreci, oluşu kucaklar. Bergson'a göre, zamanın felsefi analizi, insanın onu nasıl deneyimlediğinden ayrılamaz: bilinç hallerinin örtüşmesi, süre -la duree- olarak deneyimlediğimiz kesintisiz geçişler...
Bergson zamanla uzayı katıştırmak yerine birbirinden ayrı tuttu: "Zaman ve uzay, her ikisi de kurgusal hale geldiğinde, iç içe geçmeye başlar." Uzayı değil, zamanı bilincin özü olarak gördü; anların heterojen akışını, yani süreyi ise, özgürlüğün anahtarı. Filozoflar fiziğin peşi sıra yeni bir yola girmek üzereydi ve Bergson geride bırakılacaktı, ama şimdilik fazlasıyla popülerdi. College de France'daki dersleri tıklım tıklımdı, Proust düğününe katıldı ve William James onun bir sihirbaz olduğunu söyledi. "Akışa dal yenien o halde" diye haykırdı James. "Yüzünü duyulardan yana dön, rasyonalizmin küfrettiği o bedenselliğe" Fizikle yolu burada ayrıldı.
Gerçekte var olanlar, olmuş şeyler değil, olmakta olanlardır. Olduklarında, ölürler. [...] Felsefe, gerçekliğin hareketi konusunda bu türden canlı bir anlayışın peşine düşmelidir, bilimin arkasına takılıp onun ölü sonuçlarının parçalarını boş yere tamire çalışmamalıdır.
------------------------------------------------------------------------------------------
Dostlarım sayfa 48'e kadar okuyup, sizlere sayfa 40'a kadar altlarını çizdiğim yerleri paylaşmış bulunmaktayım... Allah'a emanet olun... :)
Güzel Bir Gün Başlıyor :)
Arkadaşlar herkese iyi sabahlar,
Bugün de ezandan hemen önce uyandık... :) İlaçlarımızı aldık... :) Birazdan nasipse kahvemizi yapıp, abdestimizi alıp, gene farz ibadete eğileceğiz... :) Kuşlar ötüşmeye başlamış bile... :) Az sonra dost Hüdavendigar'ı okumaya başlayabiliriz ibadetten sonra... 3-5 şiir okusak dahi bize moral olur onun güzel sözleri... :)
Şöyle bir şarkı çıkarmış Kenan Doğulu, ilk defa dinleyeceğim belki de şimdi gördüm... Hep beraber dinleyelim... :)
5 Haziran 2024 Çarşamba
Harika Bir Gün
Merhaba dostlar,
Harika bir Çarşamba sabahına uyandık, şükürler olsun Mevla'mıza... :) Dün gece 23.00 gibi yatıp, 10.00 gibi de kalktık... Bugün biraz fazla uyumuşuz, ancak uyanırken acaba akşam mı oldu demedik de değil, meğersem daha çok geç değilmiş neyse ki... :)
Dostlarım, kahvaltıda anacığımızın yaptığı poğaçadan 1 adet yedik ve bir çay içtik... Ardından duşumuzu aldık ve şimdi bir çay daha doldurduk... :) İlacı çeyreğe tamamladık ve balkonun keyfini çıkartıyoruz... :) Süper bir hava var şimdilik aşırı sıcak sayılmaz ama birazcık sıcak... :)
Çaydan sonra abdestimizi alalım ve sabah namazlarıyla virdine duralım hemen... :) Bugün ikinci uykuya dalmak yok nasılsa, yeterince uyumuşuz... :)
Size keyifli bir Rafet El Roman şarkısı açayım arkadaşlar, dinleyin ve neşelenin... :)
“Subhânallâhi ve’l-hâmdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhu ekber ve lâ hâvle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm.”
Anlamı:
“Allah eksik sıfatlardan münezzehtir. Hamd Allah’adır. Allah’tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Allah’tan başkasında güç ve kudret yoktur.”
Şimdi dostlarım bir güzel kahve yapalım ve bir ders seçip çalışalım hayırlısıyla, bu beyin bize her zaman lazım, fazla yakmaya gelmez... Hiç yakmadan soğutmalı, serinletmeli... :)) Bunun için de bir güzel soğuk su içelim önce büyük bir bardakla... :)
Suyu doldurduk ve az sütlü kahveyi de yaptık, iki de şeker kattık... Keyfimiz mis... :) Rab'be çok şükür... Biraz sonra ders faslına başlayacağız inşallah, sadece birazcık dinlenelim, beynimizin yangını soğusun önce... :)
Evet dostlar, felsefenin de 5. dersini izledik... Platon'un idealist, Aristo'nun realist olduğunu öğrendik... Hocamız bol bol Aristoteles üzerinde durdu... Onun fikirlerinden bahsetti... Onun çalışmalarından varlığa nasıl bir bilimsel ve akılcı bir yaklaşımla yaklaştığından bahsetti... :) Ben de eserlerini merak etmedim değil... Nice büyük düşünürü etkilemiş belki de felsefenin babası diyebileceğimiz isim... :) Sokrates de babadır ama, keza Platon da öyle... :) Zaten hepsi birbirinin öğrencisiymiş sırayla Sokrates, Platon ve Aristoteles diye... :)
Öğlen gene farzlara eğildik ve yukarıdaki tesbihatı sadece 3) ve 4) nolu maddeler yer değiştirerek tespih ettik... :) Mutluyuz şükürler olsun, 2 poğaça daha yedik... :)
1000 besmeleyi ikindiye ya da akşama bırakacağız gibi nasipse... :)
Şimdi yeni bir ders seçelim ve çalışmaya devam edelim... :)
Arkadaşlar bir de gene çeyreğin yarısına yakın ufak bir parça ilacı içtik kafa biraz manikleşince.... Bu 3. çeyreğin yarısıydı... 6 çeyrek yarısı yani toplamda 3 çeyrek 150 mg bize yetecek inşallah yetmezse son 25 mg'ı da çok arada ekliyoruz... :)
Şimdi kendimize bir kupa daha kahve yapalım ve bu mutlulukla ağız tadıyla içelim... Keyifliyiz dostlar ve balkondayız... Çok şükür Mevla'ya... :) Bir de dediğimiz gibi seçeceğimiz derse karar verelim... :)
Ben tam 30 tane felsefe kitabı okudum dostlar, hepsi de aynı yayınlardan çıkan küçük kitaplar... Muhteşemlerdi... Sokrates'i de Platon'u da okumuştum... :)
4 Haziran 2024 Salı
Ne Güzel Bir Gün
Günaydın arkadaşlar,
4.30 olmadan ezan ile uyandık... :) Henüz her yer karanlık... :) Ancak kuşlar ötüşmeye başlamışlar bile... :)
İlaçlarımızı aldık, hemen bir kahve yapalım ve ardından da sabah namazına duralım abdestimizi alıp hayırlısıyla... Evet çoğu zaman beynimiz uyuşuk ancak bir gayretle Hakk'a yönelirsek iyileştirmek de O'nun elinde... :) Çünkü hikmeti bağışlayan da O... Ötesini ve sağlığı da bağışlar eğer dilerse... :)
Keyifli Cumartesiler :))
Merhaba dostlarım, Uyumadan sabahladığımız bir gün daha... :) Zaten dün de gündüz uyuyup gece oturmuştuk... :) Bari bugün akşama kadar dur...
-
<script async src="https://pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js?client=ca-pub-4847011426389780" crossori...
-
Arkadaşlar merhaba, 1 Kasım 2024 tarihindeyiz... Saat 23.08 olmuş... Bugün iğnemizi olduk. Dün için ve bugün için 1000'er besmelelerimi...
-
Merhaba dostlar, Bugün 30 Ekim 2024, saat 00.35... :) 29 Ekim için de 1000 besmelemizi az önce tamamladık... :) Şimdi sırada duş alma, abde...








